Duygularınla Barışmadığın Sürece Yol Alamazsın - Turuncu Hap - ÖZKEŞİF * CİNSELLİK * DİSİPLİN!

Duygularınla Barışmadığın Sürece Yol Alamazsın

Toy bir genç radikal bir karar alıp çeşitli sitelerde çeşitli makaleler okuyup çeşitli bilgiler edinir. Bunları uyguladıkça bir sürü kazanım elde eder ama bir şeyler eksiktir ve tam oturmuyordur. İçinde bir yerlerde huzuru ve mutluluğu bulamaz. Belki arada sırada vücudunu geliştirmek için motive olabiliyor veya bazı kızlarla birlikte olup kendini “başarılı” sayabiliyordur ama içten içe dilediği gibi biri olmadığının acısını çekiyordur. Eskiden duygularını kusup karşı tarafın insafına kendini bırakmış ve tabi ki doğal olarak hayal kırıklıklarına uğramışken, şimdi artık üzülmemek ve kırılmamak için duygularını göz ardı etmiş ve gönlünü kapatmıştır. Eski yaşantısına göre sarkaç gibi diğer uca savrulmuştur ama temelde aynıdır. Çünkü kendisini olduğu gibi kabul etmemiş ve dolayısıyla kendisiyle barışmamıştır. Sevilmek, ilgi görmek, beğenilmek için hala dışsal onaya ihtiyaç duymaktadır. Eskiden bu muhtaçlığını insanları darlayarak gidermeye çalışırken, şimdi ise kendini birçok alanda geliştirerek bunu gidermeye çalışır. Eskiden duygularının çekiştirdiği kukla iken, şimdi zihnî muhakemeyle hayattaki her şeyi tanımlamaya, anlamlandırmaya ve sağlam temellere oturtmaya çalışan biri hâline gelir. Ama bu da TEK KANALLI bir bakış açısıdır.

Biz DÜŞÜNCELERİMİZLE, DUYGULARIMIZLA, eylemlerimiz veya eylemsizliğimiz sonucu elde ettiğimiz DENEYİMLERİMİZLE, Ruhani ve Hayvani yönümüzle BİR BÜTÜNÜZ. Bu bütünlük kendimize ve dolayısıyla hayata karşı BAKIŞ AÇIMIZI oluşturur. Bunlardan herhangi birini reddetmek veya bastırmaya çalışmak otomatikman diğer kısımları da olumsuz etkileyecektir ve bakış açımızda eksiklikler ve çarpıklıklar açığa çıkacaktır. Dolayısıyla yolumuza aksak biçimde devam etmek zorunda kalırız. Masanın bir ayağını kesince ondan hala sağlam ve sarsılmaz bir şekilde durmasını bekleyemeyiz değil mi?

Çift Koşumlu At

AKIL/ZİHİN ile DUYGU/İÇGÜDÜ çift koşumlu at gibidir. Dengede gitmediği sürece yolda kalır. Eğer bir atı kenara koyup bırakırsan işlemediği için zamanla hamlayacak ve çürüyecektir. Diğerine de aşırı yüklenirsen hararet yapacak ve çatlayacaktır. (Tıpkı genel olarak “modern” insanın duygularını bastırıp zihnini aşırı derecede yorup farkında bile olmadan çeşitli psikolojik hastalıklara kapılması gibi.) Burada göz ardı edilmemesi gereken nokta akıl atını mı yoksa duygu atını mı kullanacağımız değil, HER İKİSİNİN DE KONTROLÜNÜN BİZDE OLMASI. Eğer atın - sen bunu amaçlamasan bile - dışarıda gördüğü bir şeye sana rağmen yöneliyorsa (algı çeliciler) işte üzerinde çalışman gereken durum budur. Eğer o atların sahibi gerçekten sen isen, öyleyse her koşulda seni dinlemeleri gerek değil mi? Yanlış anlaşılmasın, burada zorbalıktan ve tahakkümden bahsetmiyorum. Atın kendine has ihtiyaçları çerçevesinde dürtüleri onu başka yerlere yönlendirebilir, gerçek sahip de zaten bu ihtiyaçları sezer ve karşılar. Böylelikle kontrol yine sahiptedir!

Kadınların En Son İsteyeceği Şey: Duyguların Bastırılması

Bir akşam dışarı çıkacaksındır. En sevdiğin 2 arkadaşın Mahmut ve Hayri ile beraber evdesin. Şinasi’yi bekliyorsunuz ve oldukça neşelisiniz. Birbirinize şakalar yapıyorsunuz, dokunsal iletişim kuruyorsunuz, kahkahalar atıyorsunuz. Çocuklar gibi şensiniz. Sonra Şinasi gayet hoş bir kızla çıkageliyor ve “Damla da bugün bizimle olacak.” diyor. Damla gayet sevecen bir kız ve sıcak biçimde hepinizle selamlaşıyor. Ama birden… Birkaç dakika önceki ortamın havasından eser kalmıyor. Şimdi “cool” görünme çabasıyla kendine bir imaj/kalıp oturttun ve deminki çocuksu neşen kayboldu gitti. Ama hâlbuki kızın TAM OLARAK görmek istediği şey de senin bu doğal enerjindi zaten. Sense bunu baskıladın!

İmaj Kasma!

Duygularını ne kadar bastırmaya çalışırsan, o ölçüde pasif-agresif biri olur çıkarsın. O bastırılan duygular ya sonra çok daha şiddetli biçimde patlama yaşatacaktır ya da içten içe seni çürütecektir. Tabi ki artık ilkel insanlar değiliz ve belli bir sosyal dokunun içinde yaşıyoruz. Cinsel olarak arzuladığımız her kadına yanaşmıyoruz. Bizi her sinirlendiren kişiye veya şeye şiddet uygulamıyoruz. Buradaki ayrım bu duyguları hissetmemek için onları bastırmaya çalışmak değil (tıpkı %0,001’lik psikopat erkeklerin yaptıklarından dolayı tüm erkekliği öldürmeyi arzulayanlar gibi), bu duygu ve dürtüleri kabul edip KONTROLLÜ biçimde onları yansıtmak.

Bir kızdan hoşlanabilirsin bu gayet doğal, gidip aşkını ilan etme ama hoşlanmıyormuşçasına imaj da kasma. Komik duruma düşersin.

Biri sana yardım mı etti veya bir isteğini mi karşıladı? Yarrak gibi cool tavırlarla “eyvallah” diyip bırakma veya ona kul köle olma. Yalnızca içten biçimde teşekkürünü yansıt.

Biri senin rahatsız olacağın şeyler mi söyledi? Hiç kimse sana fiziksel şiddet uygulamadığı veya uygulamak üzere olmadığı sürece ona saldırma. Bu demek değildir ki bu sözel saldırıyı tamamen göz ardı et ve o ortamdan uzaklaş. HAYIR! Sen de o kişiye göre sözel saldırıda bulunabilirsin. İğneleyici, taşak geçervari, atarlı vs. o anki konu bağlamında dilediğin gibi saldır. Merak etme en güçlüler bile zarara uğramaktan korkar. Ama sen bunun “yanlış olacağına” kanaat getirdiğin için içindeki öfke duygusunu bastırıp uğradığın saldırının geçmesini beklediğin sürece, daha çok bekleyeceksin.

Kontrolü Ele Geçirmek

Peki, duygularımızı kontrollü biçimde nasıl yansıtacağız? Bu da DIŞSAL odaklılıktan İÇSEL odaklılığa geçişle sağlanır. Yani sen artık dışarıdan nasıl göründüğüne göre değil, kendi içinden gelen ölçütlerine göre yaşıyor olursun. Tabi ki kişinin kendini keşfetmesi ve sağlam bir içsel kale inşa etmesi upuzun bir süreç ama bu yolda yürümedikçe de her zaman tatminsizlik var olacaktır.

Bundan tam 4,5 yıl önce “Evinizdeki Terapist” kitabı bana faydalı oldu. Kitap tabi ki Depresyon, Anksiyete Bozukluğu, Öfke Patlaması, Bağımlılık, Boşluk Hissiyatı gibi daha ağır durumların terapisi için kişinin terapiste gerek kalmaksızın kendisine yardım etmesi amacıyla yazılmış. Ama yöntemi yine bizim amacımızla uygun; “Düşüncelerinizi Değiştirerek Duygularınıza Hâkim Olmanın Yolları”.


Bilişsel Davranışçı Terapi’ye göre sıra şu şekildedir; Düşünceler -> Duygular -> Davranışlar. Yani bizim verdiğimiz tepkilerin altında bir duygu veya duygu bileşimi, onun da altında “otomatik düşünceler” yer almakta.

Bu düşünce kayıt formu bizim bilinçsizce edinmiş olduğumuz otomatik düşünceleri saptayıp, onları kendi kontrolümüzde mantıklı alternatifleriyle değiştirmek için sunulmuş etkili bir araç. Tabi benim geldiğim noktada hislerimin altındaki otomatik düşünceleri, bu forma ihtiyaç duymaksızın, kendi başıma çekilip biraz tefekkürle (derin düşünme) saptayıp bilgim ve deneyimim çerçevesinde alternatifleriyle değiştirebiliyorum. Zamanla da bu alternatif düşünce kökleşip yer ediniyor ve artık verdiğin tepkiler senin kontrolünde ve isteğinde oluyor. Kısacası duygularının çekiştirdiği kukla olmaktan kurtuluyorsun.

İşte kendini bu şekilde yeni baştan yaratabilirsin. Ne düşünürsen ona dönüşürsün.

*****

Düşünce Kayıt Formunu indirmek için;

https://www.bilisseldavranisci.com/uploads/dusunce_kaydi_yedi_sutunlu.pdf

Yorum Gönder

1 Yorumlar